|
|
Kendisi de
Hıristiyan olmuş ve baskıdan bıkmış olan çoban “- Eğer beni de
aranıza alırsanız, bildiğim bir mağara var sizi oraya götürürüm”
dedi. Çobanın yanındaki Kıtmir imindeki köpek de gruba katılarak
mağaraya doğru yürümeye başladılar. Ne kadar köpeği kovdularsa da,
köpek bir türlü yanlarından ayrılmak istemedi. Böylece yanlarında
köpek ile birlikte yedi genç mağaraya ulaştılar.
Mağarada uykuya daldılar. Böylece İmparatorun bir ferman ile ilan
ettiği Putperest Kurban törenine katılmaktan kurtulmuşlardı. Ama
Romalı askerler de bu arada boş durmayacaklardır. Her ihtimale karşı
Hıristiyanlar törenden kaçmasınlar diye gördükleri her mağaranın
ağzını taşlarla kapatacaklardır. Böylece uyur halde bulunan gençler
ve köpek mağara içerisinde kapalı kalacaklardır.
Yedi Uyurların ne kadar süre ile mağarada uyur vaziyette kaldıkları
bilinmemekle birlikte Kur’anın Kehf süresinin 25 nci ayetinde 309
sene olduğu söylenmektedir. Hıristiyan tradisyonları ise 200 sene
uyuduklarını iddia etmektedir.
Bu süre içinde İmparator ölmüş, Hıristiyanlar üzerindeki baskı
kalkmış, herkes yeni dini geliştirmenin yollarını armaya
başlamıştır. Gençler bir sonbahar günü (27 Temmuz, 3 Ağustos veya 22
Ekim) uyanılar. Kur’anda mağara içinde geçen süre söyle
anlatılmaktadır:
“Bakarsan onları uyanık sanırsın. Halbuki onlar uyumaktadırlar. Biz
onları sağ ve sol tarafa çevirir ve döndürürüz. Köpekleri de iki
kolunu kapı tarafına uzatmış vaziyettedir”
Ancak bu görünüş pek doğal olmamalıydı ki, Kur’an mağara içinde
korkunç bir manzaranın yaşandığını şu şekilde anlatmaktadır:
“Eğer onların bu halini görseydin mutlaka onlara sırtını döner,
kaçar; onların bu hallerinden dolayı için korku ile dolardı.”
En sonunda gençler uyanır ve birbirleriyle konuşmaya başlarlar: “ Ne
kadar süre burada kaldık” der biri. Diğerleri “bir gün veya daha
kısa bir süre” diye cevap verirler. Mağarada kısa bir süre
kaldıklarına inana gençler iyice açıkmışlar ve kente inmekten de
korkmaktadırlar. Aralarından birini; Yemliha’yı yiyecek alması için
kente göndermeye karar verirler. Yemliha elinde üç yüz sene
öncesinin parası ile olanlardan habersiz yola çıkar. Yola Hıristiyan
hacıları görse bile uyku sersemi onlara kafasını vermez. Ancak kente
girerken giriş kapısı üzerindeki haç figürünü görünce, bir gün
içinde nasıl olur da bu kadar çok şeyin değişmiş olabileceğine
oldukça şaşırır. Ancak kendi açlığı ve arkadaşlarının beklemesi
sebebiyle pek inceleme yapmadan doğrudan bir fırına girerek elindeki
parayı fırıncıya uzatarak ondan bir ekmek ister. Fırıncı artık
tedavülden kalkmış gümüş sikkeye bir bakar “her halde bu adam hazine
bulmuş olacak” diyerek etrafı birbirine katar. Hemen üzerinde
İmparator Decius’un resminin bulunduğu parayı Romalı askerlere
götürür. Polisler Yemliha’yı hazinenin yerini söylemesi için
sıkıştırırlar. Yemliha olanlara anlam veremez. Başından geçenleri
anlatır. İyice korkuya kapılmış olan genç “Beni İmparator Decius’a
götürün, ona her şeyi anlatacağım” der. Çevresindeki şaşkın
kalabalık Decius’un iki yüz yıl kadar önce öldüğünü söylerler. Yeni
İmparator genci heyecanla karşılar, öyküsünü dinler. Yuhanna
kilisesinden bir rahibi de beraberlerine alarak İmparator, Yemliha
ve Efes halkı mağaraya giderler.
Bu noktadan sonra efsaneler değişik anlatımlarda bulunmaktadırlar.
Birine göre, İmparator diğer gençleri ve köpeği bularak yanına alır,
onları kutsayarak ölene kadar sarayında onlara bakar. Diğer bir
efsaneye göre ise İmparator ve Yemliha mağaraya gelince; Yemliha
önden içeriye girer; yanındakiler korkuya kapılarak giremezler,
İmparatorun emretmesi üzerine girmek zorunda kalırlar ve yedi genci
köpek ile birlikte uyur vaziyette görürler. Ruhları olmadan ve
bedenleri bozulmadan uyuyan gençlere dokunmadan mağaranın yanında
bir abide dikerler. Bir başka inanışa göre de, mağara içine girenler
hiç bir şey bulamazlar. Yemliha da kaybolur.
Yedi Uyurlar efsanesinin bilindiği ve anlatıldığı her yerde mutlaka
bir “Yedi Uyurlar Mağarası” bulunmakta ve buranın gerçek mağara
olduğu iddia edilmektedir. İran’da Kiev’de, Fransa’da, İtalya’da,
Hindistan’da ve daha bir çok değişik din gruplarının bulunduğu
ülkelerde bulunduğu iddia edilen mağaraların en ünlüsü mutlak
suretle hikayede adı geçen Efes’deki Panayır Dağı’nın güneyindeki
mağaradır. Türkiye’de Afşin, Kahramanmaraş, Tarsus, Antalya ve
Urfa’da gene bu efsane ile ilişkilendirilen mağaralar, bölge
halklarınca gerçek “Eshab-ı Kehf Mağaraları” olarak kabul
edilmektedirler. Yedi Uyurlara ilişkin inanış o kadar etkilidir ki,
Çin’de Buddha Tapınağı olarak bilinen bazı mağaralar, burada bulunan
Müslüman halk tarafından “Yedi Uyurlar Mağarası olarak sık sık
ziyaret edilmektedir.
İslam inanışına göre öykünün kahramanları olan yedi gencin adları;
aralarında en büyükleri ve sözcüleri Mekselima, diğrleri Yemliha,
Mernuş, Saznuş, Debernuş, Meslina ve Kefeştatayyuş’tur.
Hıristiyanlar arasında ise gençler Maximilianos, Iamvlichos,
Martinianos, Dionysios, Antoninos, Constantinos and Exacustodianos
olarak adlandırılmaktadır. Köpeğin ismi her iki dinde de Kıtmir
olarak geçmektedir.
Yedi Uyurların hangi tarihte yaşadıkları tam olarak bilinmemekle
birlikte çoğunlukla M.S. 250 yılında uykuya yattıkları kabul
edilmektedir. Ancak bazı araştırmacılara göre efsane Hıristiyanlık
dinin açığa çıkmasından çok önceleri de anlatılmaktadır.
Hıristiyanlık dininin bu efsaneyi kendi bünyesine aldığı
savunulmuştur. Bazı din alimlerine göre yedi genc İsa’nın tarih
sahnesine çıkmasından çok önceleri uykuya daldığını, ancak
Hıristiyanlığın yayılması sırasında bu dinin unsuru olan yediden
dirilmeyi kanıtlamak için Tanrı tarafından ortaya çıkarılmışlardır.
Eshab-ı Kehf inanışına benzer daha bir çok inanış vardır. Bunlardan
birine göre Havarilerden biri olayın geçeceği kente girmek istediği
bir sırada, kapı nöbetçilere tarafından kendisine kapıda bulunan
putlardan birine tapması söylenir. Bu teklif üzerin Havari kente
girmekten vazgeçer ve civarda bulunan hamamlardan birinde çalışmaya
başlar. Etrafına bir çok Hıristiyan toplanır. Bir gün İmparatorun
oğlu yanında bir kadınla hamama girmek isteyince, Havari onun bu
onursuz davranışını kınayarak kovar. Ama İmparatorun oğlu bir yolunu
bularak hamama girecek ve yanındaki kadınla birlikte burada
ölecektir. İmparator ölümü bu genç havariden bilir ve peşine
öldürmek için adamlarını takar. Havari taraftarlarının bulunduğu bir
çiftlik evine kaçar. Burada çiftçi de kendisine katılır. Çiftçi ve
havari yanlarında bir köpek ile bir mağaraya saklanırlar. Burada
uykuya dalan gençlerin üzerine Tanrı görünmez bir örtü çeker.
Askerle mağarayı bulur ancak bir türlü içeri giymeyi başaramazlar.
İçerdekileri öldürmek için mağaranın ağzını taşlarla örerler ve
çekip giderler. Uzun seneler sonra kaybettiği kuzusunu arayan bir
çoban mağarayı bulur girişteki taşları temizler ve içeri girdiğinde
gençler uyanırlar. Acıktıkları için içlerinden birini ekmek almak
için kente gönderirler. Gerisi bilinen hikaye…
Bir başka rivayete göre ise Eshab-ı Kehf Hıristiyanlığı kabul eden
bir grup Romalıdır. Bir mağarada ibadet ederken uyuya kalmış ve
yıllarca uyumuşlardır. Hıristiyanlar arasında ruh ve bedenin nasıl
dirileceği konusunda şiddetli tartışmalar yaşandığı bir sırada,
hükümdarları işin kötüye gideceğini anlayarak Tanrıya bu
tartışmaları kesmek için bir örnek göstermesi konusunda yalvarır.
Bunun üzerine Tanrı, Eshab-ı Kehf’i diriltecektir.
Bunun gibi daha bir çok anlatıyı derlemek mümkündür. Kuran’ın Bakara
Suresinin 256 ncı ayetinde yüz sene eşeği ile çöken bir yapının
altında kalan ve daha sonra dirilen bir adamdan bahsedilir. Eshab-ı
Kehf’in nasıl olur da hiç bozulmadan üç yüz yıl mağarada kaldığı,
olayın gerçek olup olmadığı tartışılmıştır.
Zaman içinde yolculuk yapmak artık bilim çevrelerinde de çok
tartışılan konulardandır. Gençler mağara içinde manyetik bir çekimin
etkisi ile uykuya dalmışlar ve zaman içinde bir sıçrama yapmış
olmalıdırlar. Eskinin bir çok efsanesinde mağaraların bu çeşit
yolculuklar için çok müsait yerler olduğu ısrarla vurgulanmaktadır.
Heredot , İskit rahibi olan Zalmoxis’in yer altında üç yıl boyunca
yaşadığını; müritlerinin ondan ümidi iyice kesip yas tutmaya
başladıkları dördüncü sene ortaya çıktığını anlatmaktadır ( Tarih IV:95
). Gılgameş destanında da güneşin hareketine bağlı olarak bir perde
ile kapatılmış ağzı olan Meşu Dağından bahsedilir. Eski Hindu, Türk
ve Moğol destanlarında mağara ve yer altlarında zamanın bir su gibi
hızla aktığı kabul edilmektedir.
1382 yılında İsviçre’de bir kış mevsimi evinde uyuyan Olaf Bjornson
ilkbaharda, tabiat uyanırken uyanmıştır. Kendisinin yıllar önce
kaybolduğuna inanan insanlarla karşılaştığında Olaf önceleri
olanlara bir alam verememiştir. Çevresindeki insanlardan evi ile
birlikte sekiz yıl kadar önce gözden kaybolduğunu öğrenmiştir. Gene
bir kış günü Olaf evi ile birlikte ortadan kaybolmuştur. Sekiz yıl
son hiç ihtiyarlamadan yeniden uyanan Olaf çevresindeki insanların
ilgi kaynağı olacaktır. Ev hiç bozulmamış, Olaf genç kalmıştır.
Ancak bir gün sonra Olaf ölür ve olay da unutulur.
Almaya’da uykuya dalan bir başka çift Hans Schmidt ve 1723 yılında
İngiltere’de Thomas Durst isimli kişiler uyandıklarında üç yıl gibi
uzun bir zamanın geçmiş olduğunu görmüşlerdir.
Evliyaların da uzun süreler mağaralarda ibadete daldıkları, yıllarca
yanlarına hiç yiyecek almadan dağlarda yaşadıkları anlatılır.
Acaba tüm bu anlattıklarımız Eskilerin bizim bilmediğimiz bilimleri
sayesinde zaman içinde ileriye doğru yol alabildiklerinin bir sonucu
mudur? |
|